Deprecated: Non-static method JSite::getMenu() should not be called statically in /homepages/3/d702743627/htdocs/eurovisiondream.com/templates/gk_game/lib/framework/helper.layout.php on line 199

Deprecated: Non-static method JApplication::getMenu() should not be called statically in /homepages/3/d702743627/htdocs/eurovisiondream.com/includes/application.php on line 536

Eurovision 1996 Oslo

Rate this item
(0 votes)

1996 Eurovision Türkiye finali, benim için sadece bir rüya olan bazı şeylerin gerçeğe dönüşme miladi olmuştur.

Savaş Savaşan ve sayın Özveren bu surecte bir katalizör bir köprü olmuşlardır. Özellikle de Bülend Özveren 'e minnettarım.

 

 

1996 ESCde Osloda SEBNEM PAKER ile

 

Bülend ÖZVEREN ile çok iyi anlaşmıştık beni sevmişti. Kendi hobisiyle ilgili birini görmekten ve tanışmaktan memnun kalmıştı.

 

Bülend Özveren e " Eurovision finallerini televizyondan izlerken, hep kendimi o salonlarda hayal ederim. Bir gun o salonda canlı izlemek en büyük hayalimdir. Eğer Norveç e gelebilirsem bana bu konuda yardımcı olabilir misiniz " diye sordum.

 

Yıllarca sadece hayalini kurduğum EUROVISION 'un kahramanı olma yolunda verilen bir START 'tı bu...

 

Olaylar o kadar hızla geliştiki, bir süre sonra da kendimi Norveç giden uçakta buldum.

 


tarih 15 mayıs 1996

Yıllarca televizyon ekranlarından izlediğim yarışma için artık hayallerime uçuyordum.

THY ile Istanbul Frankfurt oradan da Lufthansa ile OSLO ya doğru yolculuğa başladım.

Uçak ta zaman geçmiyordu sanki!. Oslo ya inişimde ise heyecandan yürümeyi unutmuş yada yürümeye yeni başlamış gibiydim.

Pasaport kontrolde ki görevli pasaporumu incelerken cılız bir sesle Eurovision a geldim diyebildim.

Yarışma için başkent OSLO hotelleri tamamen dolmuştu. Bir arkadaşım aracılığıyla ufak bir hotel de yer bulabildim.. Basit fakat temiz bir hoteldi. En büyük avantajımda yarışma salonuna sadece bir kaç yüz metre kadar bir mesafede oluşuydu.

Esyalarımı hotele biraktığım gibi ilk işim yarışmanın yapılacağı salona gitmek oldu.

Yarışmacılar için ayrılan hotel ile yarışma salonu yan yanaydi. Arada iki binayı birleştiren camdan  bir tünel yapılmıştı.

Yarışmacılar hotelin 2. katında bulunan bu cam tünelden salona geçiyor dısarıya cıkmaya  gerek kalmıyordu.

Hemen lobiye girdim. Lobiye girinceye kadar neler yaşadığımı anlatmaya kelimeler yetmez.

Hiç görmemişler gibi en az 10 dakika hoteli izledim. Hotelin önüne dizilmiş ülke bayraklarını hayran hayran inceledim. Resimler çektim.. "Eurovision song contest" yazısını okudum ...okudum

 

Allahım bu bir rüya mı diyordum..rüya mı bu gerçekten.!

 

''Eurovision'da mıyım?'' Diye kendime soruyordum. Hotel lobisine girdiğimde etrafa şaşkın şaşkın bakarken gördüğüm ve tanıştığım ilk Eurovision şarkıcısı KIBRIS rum kesiminden olmuştu. Adı " Constantino "

 

Benim Eurovision ilklerim arasında ilk oldu bu şarkıcı. Bana biraz soğuk durmuştu ama olsun ben yine de onu hep özel bulmuşumdur.

 

Bu tanışmadan hemen sonra reception a gittim ve Türk ekibini sordum. Tek tanıdiğım Bülend Özveren olduğu icin onun adını verdim.

 

Bülend bey odasında yoktu. Türk ekibinden bir başka kişinin adını söyleyip onun odasını aradılar. Bu kişinin ad SAFIYE OSMA ' ydı.

 

"- Biraz bekleyin geliyorum" dedi. İçimden kim acaba ? Inşallah sıcak birisidir demeye kalmadı..Karşımda sarışın güzel bir bayan buldum.

 

Kendimi tanıttım..

 

Çok güzel olduğu kadar çok ta zarif bir insandi gerçekten. Sonradan öğrendim ki Türk delegasyonu başkanı ve TRT televizyonu müdürlerinden Bülent Osma nin da eşiymiş.

 

Safiye hanım da eşi gibi TRT görevlisiydi.

 

Beni alarak Türk ekibinin olduğu restoranta götürdü. Restoranta geldiğimizde Bülend Özveren,  Şebnem Paker,  Levent Çoker,  Nazif Arda ve TRT nin tüm işlerini yürüten Berna hanımla karşılastım.

 

Herkes heyecanla beni bekliyormus meğer. Aralarında, " Kim bu deli, yada meraklı " deyip durmuşlar. Beni çok sıcak karşıladılar. Hemen aralarına aldılar . Kaynaşmıştık.

 

Çok heyecanlı ve mutluydum. Hepsi benimle konuşmaya ve beni tanımaya çalışıyor . Eurovision merakımı anlamaya öğrenmeye çalışıyordu.

 

Ben oraya vardığımda provolar başlamıs neredeyse  bitmek üzereydi.

 

Bülend Özveren ve Bülent Osma benim için çok uğraştı gerçekten. Her türlü riski göze aldılar. Öyle ki kendileri için özel çıkarılan yaka kartlarını bile bana verdiler. Bu kart sayesinde tüm salonu, gezerek görmemi sağladılar..

 

Güvenlik görevlileri yaka kartlarını incelerken korkuyla bekliyordum. Bülend Özveren beni o kadar güzel idare ediyordu ki kimse birşey anlamıyordu.

( İngiliz sanatçı GINA G, Eurovision tarihinde fotoğraf çektirdiğim ilk yabancı sanatçı oldu. )  

Bülend Özveren, Eurovision'da herkes  için çok özel bir yere sahiptir.

 

Yillarca onun sesiyle Eurovisionu dinlemiş, hayalini yaşamıstım. Oysa şimdi O' sesti yanıbaşımda benimle konuşan! benim icin bir şeyler yapmaya çalışan. "Defalaraca, Allahım rüyadamıyım deyip durdum .. " Bülent Osma'nın kartıyla salona girdiğimde ise kendimi birkaç kez çimdikledim. Rüya da olmadığımı anlamak için. Kendime inanamıyordum. Yaşadıklarıma da.

 

Etrafta sanatçılar!  Görevliler! ve Eurovision şarkıları.

 

" Allahım, daha önce televizyondan izlediğim salondayım. Eurovision un yapılacaği yerdeyim. Bu ne güzel bir şey - bu nasıl bir heyecan, bu nasıl bir mucize " diyordum.

 

Türk ekibiyle tanışalı çok olmamıştı ama sanki günlerce onlarla berabermiş gibiydim. Gittikleri heryere beni de götürüyorlardı ( yemekler, partiler , geziler vs )

 

Bana çesitli hediyelerde vermişlerdi. Hepsi Eurovisonla ilgili olan bu hediyeler benim için adeta bir mücevher kadar değerliydi. Öyle de kaldı yıllarca.

 

Eurovision sahnesinde ilk dinledigim prova ve şarkı Ingiltere olmuştur. O yüzden mi bilmiyorum ! O şarkının kazanmasını çok istemiştim. ( Gina G ve sarkisi "Just a little bit" )

 

1996 Eurovisionunda en çok ilgimi çeken ise ilk defa görmüş olduğum Eurovision fanlarıydı.

 

ilk tanıştığım Eurovision Fan grubu da ispanyollar oldu. Bu ekip daha sonra benim en çok ve en iyi anlaştığım Eurovision Fan grubum oldu.

 

Bu ekip daha sonra kuracagim OGAE Türkiye Eurovision Klübu için bana çok yardım edecekti. 

 

Oslo da bulunduğum süre boyunca, Eurovision'la ilgili ne var ne yoksa araştırıp inceledim..

 

Eurovision fanlarınca kurulan OGAE Eurovision topluluklarını ögrendim ve onlarla tanıştım. Hepsinin ortak özelligi çok zarif, ilgili ve çoğunluğunun erkek olmasıydı. Ortalarda kadın olarak tek bir fan görememiştim. Icimden erkek egemen bir topluluk daha demistim .( Ama bir yıl sonra gerçeği anladım..! Eurovison fanlarının ortak paydası buydu demek ! Bu da  benim içim ilk oldu. İlk defa bu kadar çok fanı  bir arada görüyordum. )

 

TRT ekibi başta olmak üzere tüm Türk delegasyonu beni çok sevmişti. Onlara Türkiye de de Eurovision klübü kuracağımı ve Türkiye için calışacağımı anlattığimda " - Sen delisin oğlum yaparsın. Buraya kadar geldiğine göre onu da yaparsın demişlerdi.".... ve bende yaptım. OGAE TÜRKIYE Eurovision klübünü kurdum..

 

Ben bu planlarımı anlatırken Bülend Özveren bana, yine bu fanlar arasında olan ve çok iyi türkçe konuşan bir Avusturya lı çocuğu tanıştırdı. Klübü kurmak için beraber çalıstık..

 

Sonradan aramıza Alper'de katıldı. Alper, Istanbul da bir international hotelin üst düzey yöneticisiydi..Mükemmel derecede ingilizce fransızca italyanca biliyordu. Bu nedenle adres olarak hem onun evini ve işyerini kullandik ( Can, daha sonra özel sebeplerinden dolayı aramızda kalmadı ve ayrıldı. )

 

Oslo' da

Yarışma günü geldiğinde hotel den cıktığımda kar yağıyordu. Düşünebiliyor musunuz  Mayıs ayı ve kar. Istanbul da şortla gezerken Norveç te insanlar palto ve eldiven giyiyordu. ilk defa böylesine bir iklim farkı yaşadığım için şaşkındım.

Hotel den çıktığımda saat 20.00 yi gösteriyordu ve hava henüz kararmamıstı.

TRT ekibiyle buluşarak salona girdim. Salona girdiğimde heyecandan dizlerim titriyordu.. O anları unutmamak adına gözümü kırpmadan etrafı izliyor hafızama kayıt etmeye calışıyordum.

Derken yarışma başladı.

Sahneye cıkan ilk ülkeydi Türkiye. Bu durum hiç hoşuma gitmemişti.. Çünkü biraz heyecan sürsün isterdim Türkiye çıkıncaya kadar..

Şebnem PAKER geldi ve şarkısını söyleyip gitti. Hiç birşey anlamadım dersem yalan olmaz. Heyecandan mı nedir bilmem Şebnem'i tam dinleyememistim. Sanki o an kendimde değildim..Zaten oldu olacak üç dakika!  O da göz açıp kaparken bitti.

ŞEBNEM PAKER sahnedeyken ben izleyicilere bakmıştım nedense. Ne yapıyorlar şarkımız çalarken? diye :-)

Sahneye ikinci gelen ülke Ingiltere oldu..

" Aman tanrım " Dedim izlerken.

Tüm salon sanki yıkılıyordu..Seyirciler ayaklarınla tahta zemine vurarak tempo tutuyordu. Alkış, gürültü - kıyamet gibiydi ortalık. Içimden tamam galiba kazanan bunlar olacak dedim. Provasını da ilk izlediğim ülkeydi Ingiltere; sempatim tamamen zirve yapmıştı.

Bundan sonra ki ülkeler gelip geçti..

Norvec, ev sahibi ülke olduğu için sırası geldiğinde , yine aynı tempoyu bulmuştu salon. Yine yer gök bir olmuş alkış kıyametti ortalık.

Benim favorim GINA G ve İngiltere'ydi .

...... vee sıra oylamaya geldi....

Yanımda oturan TRT görevlisi Nazif ARDA' ydı. Biraz havalı bir arkadaştı.. Fazla konuşmayı sevmezdi . Biraz kendini beğenmiş herşeyi ben bilirim havasındaydı...O sene çok deneyimsiz olduğum için gördüğüm ve duydugum herseye şaşırıyordum.

Eurovision da ilk senem olduğu için dönen yada planlanan dolaplara henüz cok uzaktım.

Oylama sırası Malta ya gelmiş ve oyları bildiriyordu.

Gayet masumane bir şekilde oylamayı dinlerken Nazif Arda kulağima eğildi. Şöyle dedi " -bence Malta bize 10 puan verecek " .. Aman ağabim ağzının balını yiyeyim nerde!... 3 ,, 5 puan gelsin ona da razıyım demiştim.

Ama Malta dan gelen TURKEY 10 points anonsu ile öyle bir zıplamış ve bağarmıştım ki tüm salon sesimi duymuştu sanki :-)

Etrafımızdaki seyircilerin kimisi sevincime gülmüş kimisi de alkışlarla eşlik etmişti.. Artık ben dururmuyum? Her oylamada ağabi şimdi kaç PUAN gelecek diye sormaya başlamıştım..

Zavallı Nazif bey sonunda bana gerceği söylemek zorunda kaldı.."Yok be oğlum ne bilmesi bu ülkeyle anlaşmıştık..karşılıklı puanları birbirimize verdik.'' demişti. O zaman ki aklım ve tecrübemle birşey anlamamıştım ama sonraları işi çözmüştüm.

Eurovision da bazı ülkeler oylarının verirken aralarında anlaşmaya başlamışlar. Delegasyon başkanları aralarında samimiyet kurararak birbirlerine karşılıklı yüksek puan vermeye anlaşıyor. Kararlarını da ülkelerine bildiriyorlar.. Puanlama geceside jüri baskanı puanları ona gore denkleştirip veriyordu.

Karşılıklı olarak yapılan bu " al gülüm ver gülümler" bir süre sürse de .. Avrupa yayın birliği EBU bunu farkedecek- jürili oylamayı kaldırma yolun gidecekti. . Artık yakın bir gelecekte televote, yani telefonla oylama başlayacaktı.

18 MAYIS gecesi Oslo' da oy yağmuru basladı ve bitti..Bu sağanaktan Şebnem Paker li Türkiye nin başına 57 puan düşmüştü. Yirmi üç ülke arasında onikinci olmuştuk . Fena sayılmazdı :-) Ekipte herkes mutluydu. Sonucu iyi bulmuşlardı . Geçen sene yani 1995 te 21 puan la 16. olabilmiştik. Bu nedenle onikinci olmak güzel bir derece olarak değerlendirildi.

Bende sonuctan memnundum... Ama birinci olan Irlanda ya şaşkındım.

Nasıl olurda bu sarkı seçilir diye şaşkınlığım tüm gece sürerken..Ingilizlere çook üzülmüştüm. Tüm salonun ve benim favorimdi GINA G ( İngiltere) ama onlarsa sadece 7. olabilmişlerdi. HALBUKI SALON INLIYORDU şarkı söylenirken :-((

Yarışmadan sonraki after party ye gelen GINA G de üzgün ve şaşkındı. Tüm basın peşindeydi ama o ne yazik ki sıralamada yedi' deydi :-(( O kargaşada koşarak yanına gittim ve onu öperek resim çekilmek istediğimi söyledim. Gina da şaşirmıştı bu rahatlığıma; o da beni öptü ve yanak yanağa poz verdik. ( Eurovisionda Şebnem den sonra öptüğüm ve resim çekildiğim ilk sanatçı da GINA G olarak kayıtlarıma girmiş oldu. :-))

Yarışmadan sonra After party de bir ülke vardi ki, sanırsınız ki onlar birinci oldu. O kadar seviniyorlardi ki ! herkes onlara bakiyordu.

PORTEKIZ di bu ülke ve o gece EUROVISION daki en iyi derecelerini almışlardı (6. oldular ).

Bir sure onları izledim uzaktan..Arasıra aralarına girdim dans ettim. Sevinçleri çok güzeldi görmeye değerdi gerçekten.. Içimden Allahım acaba bir gün bende böyle sevinecek miyim? diye geçirdim.. Ne kadar mutluydular. O gece Portekizli olmak istedim.Onlardan biriymiş gibi aralarına girdim çıktım.

Türk ekibi ise ölçülüydü. Bir köşede oturdular. Yediler içtiler etrafa baktılar. Dans eden oynayan, zıplayan pek yoktu. Geceyi sakince tamamlayıp odalarina çekildiler.

Ben partiden çıktığıimda sabah üç olmustu. Dışarıda hava aydınlık ve çok soğuktu.

Düşünebiliyor musunuz? sabah üç ve dışarısı aydınlık..

( Tam bir felaket uyku için , ama ben yaşadıklarımın rüya mi gerçek mi olduğunu düşünmekten uyuyamadim )


" - Elbette sen karar ver gerisini bana bırak " dedi. Öyle de yaptım!


İşte bu davet benim icin hayatımın en onemli dönüm noktalarından birisi oldu.

Media

Özgün Günyar

Bir sanatçı - Arkeolog... Havacılık, Sanat Tarihi, Kültür ve Bilim faliyetleri ve Çok Uluslu yarışmalar ilgisini çekmektedir. 1997 yılından beri takip ettiği Eurovision Şarkı Yarışması'nı bir ruh; sanat ve kültürün bir araya geldiği bir sinerji olarak yorumluyor. Bu yarışmanın felsefesini ve heyecanını seviyor... EurovisionDream - INFE Turkey'in ilk gününden beri bir parçası...

Website: www.facebook.com/ozgungunyar

Leave a comment

Make sure you enter the (*) required information where indicated. HTML code is not allowed.

Log in or create an account