ÖZGÜN GÜNYAR RÖPORTAJI

Gelin, Eurovision için önemli isimlerden biri olan Özgün Bey aslında nasıl biri yakından tanıyalım…

1)Klasik bir soru ile başlayalım. “Özgün Günyar” kimdir?

Çocukluğundan beri plastik sanatlara ve arkeolojiye ilgi duymuş, üniversitede sanat ve arkeoloji eğitimi, iyi bir müzik dinleyicisi ve havacılık meraklısıyım. Hobim Eurovision başta olmak üzere şarkı yarışmalarını takip etmek. Herkes gibi normal bir T.C. vatandaşıyım kısaca…

2) Müzik ile tanıştığın ilk o an neler hissettin?

Dünyaya duyma ve konuşma engelli olarak doğdum. Ciddi tedavi ve terapi süreci geçirdim. 4 yaşımdan 7 yaşıma kadar işaret dili ile anlaştım. 7 yaşında geçirdiğim 2 operasyon sonucu kulak zarımdaki hasar giderildi ve ağır ağır duymaya başladım. O süreçte doktor anneme “evde yüksek sesli müzik dinlenmeli, gerekirse sen de sürekli konuşmalısın ve şarkı söylemelisin. Tembellik kulak zarlarını çalıştırarak geçecek” demiş. 1993 yılında Türkiye’de ateş pahası olan Apple marka ilk bilgisayarlardan biri satın alındı. Yanında Jazz koleksiyonları, pop koleksiyonları cdleri zaman geçtikçe yurt dışından getirilmeye başlandı. TRT müzik yayınları sürekli evde açıktı. Annem sürekli şarkı söyler, kitap okurdu… Müzikle bu tür bir ortamda tanıştım ve hiç ayrılmadım. Hala o günkü ilgimi çeken sanatçılara hayranım, hala o müzikleri dinlerim…

3) Eurovision demişken Eurovision severliğin nasıl başladı? Sonrasında Eurovisiondream serüveni nasıl gelişti?

1997’de kolejde okurken Şebnem Paker’in yeğeni okul arkadaşımdı. Şebnem Paker ve Levent Çoker bizim okula gelirdi. Okulda “geçen yıl katıldı bu yıl da katılacak Eurovision’a” dediler. Ben de o gün çok genç olan Şebnem Paker’i yakalayıp “sizi izlemek istiyorum” dedim ve o gün başladı. Eurovision benim çok ilgimi çekti çünkü multi kültürel ve sanat disiplinlerini bir araya getiren bir buluşmaydı. Muazzamdı. İlk izlediğim 1997 yarışmasında 3. geldi ve daha da aşık oldum…

EurovisionDream’den önce o dönem Eurovision-Turkey ve Ogae Turkey serüvenlerim oldu. Oralarda o dönemin getirdiği düzensizlik ve uygulama eksikliklerinden hem ben hem Ali abi çok çekti. Hepimiz 9 köyden kovulduk. Sonra ”bir şeyler yapmalı. Daha doğru yapmalı” diyerek dernekleşen ilk, resmi olarak tanınan 2. kulüp olan EurovisionDream’in 3 kurucusundan biri oldum. 2008’de başladı, bir 18 Mart sabahı EurovisionDream’in yöneticisi oldum… Türk Eurovisionseverler ile çalışmak ve bir olmak harika bir şeydi. O dönemde aydınlık ve güzel insanlar vardı Eurovision için çalışan… Onur ve mutluluk duydum…
Ben Eurovision sürecinden geri çekilmiş olsam da EurovisionDream’in işlerini takip edin. 2012’de kaldığımız yerden hala aynı heyecanla devam ediyorlar. Ben de sadık bir okuyucusuyum…

4) Ali Durgut?

Ali Durgut 2005’teki ulusal finalden beri minnet duyduğum, çabalarına ve çalışma stiline hayran kaldığım bir ustamdı. 2007’den itibaren onunla konuşmak ve yol yürümek muazzamdı. Kavga ettiğim, istifa ettiğim, mutsuz olduğum dönemler olsa da ondan çok şey öğrendim Eurovision kültürü adına. Bana farklı bir kapı açtı. Bazı konularda onu örnek alıyorum. Ona danışıyorum. Büyük minnet, hayranlık ve sevgi besliyorum Ali abi için…

5) Eurovision şarkı yarışmasını izlemeye gittiniz mi?

Hayır. Çünkü katıldığım festival ve tv programlarında içeride bir kurgu olduğu, seyircilerin bile o kurguya dahil olduklarını gördüm. Hemen hemen tüm çalışma arkadaşlarım gitti ve benzer işlerin salonda ve press centerda döndüğünü söyledi. Benim çocukluk aşkım Eurovision’un içine girmektense, sanal dünyadaki halini yani ekrandaki halini görmek bana daha iyi geldi. Yıllardır önüme çok fırsat geldi ama hep reddettim. Bir TV showunun TV için yapıldığını bilenlerdeniz ve TV de izlemeyi daha çok arzularım. Bundan sonra da izlemeye gider miyim? Bir ihtimal bir kere izlemek isteyebilirim. Ama benim için büyük bir hayal değil! 

6) 2003 zaferimizdeki duygularınız nelerdi?

En büyük heyecanımı yıllar sonra fanı olarak Sertab Erener ile tanıştığımda yaşadım. Ama bu soruya Escape News’te yayınlanan anı yazımla cevap vermeyi isterim:

Bir lise öğrencisi olarak son 1 ay sürekli okulda Eurovision konuşuyordum. Ve herkesle “Sertab ilk 5’te” diye iddialaşıyordum. Müdürümüz ve hocalarım da dahildi. TRT’de 23 Mayıs Akşamı Riga’ya bir bağlantı yapıldı. Bülend Özveren, Aykut Berber ve Ali Durgut (yanlış hatırlamıyorsam) provaları yorumluyorlardı. Sertab’ın provasının fevkalade geçtiği; basın toplantısının en kalabalık ve en dikkat çeken toplantı olduğundan bahsediliyordu. 1997’den beri izlediğim Eurovision’da; o an anladım ki zafere çok çok yakınız. 24 Mayıs günü geldi çattı. Tüm arkadaşlarımla Eurovision polemikleri yaşıyoruz kapı önünde. Kimsede ne ilgi ne inanç var. Telefon geldi ve büyük yengemiz evinde son saatlerindeydi. Gelini sayılan anneannemle vedalaşmak istiyordu. O akşam ailecek önemli bir akraba toplantısına gidecektik. Gitmemek için çok ısrar ettim ancak hazırlanılmıştı. Büyük yengemizin hastalığı çok ilerlemişti ve anneannemi görmek istiyordu. Bu durum Eurovision’dan daha değerliydi aslında. TRT Eurovision yayını başladığı anda kapımızın önüne çağırılan taksi gelmişti. Ailem taksiye bindi. O sırada ilk şarkı “Open Your Heart” başlamıştı ekranlarda. 4. şarkıya kadar gitmedim. Annem 4-5 defa yanıma geldi “hadi” diye ama göz ucuyla kendisi de bekliyordu. Annem, o sırada çok küçük olan kardeşim ve ben TV başında Sertab’ın postcardına kilitlendik. “Every Way That I Can” performansı çığlıklarla başladı. TV’yi son ses açtım. Performans bitip kendimize geldiğimizde 4 metre uzaktaki kanepeden tvnin neredeyse içine girmiş durumdaydık. Üçümüz birbirimize baktık ve çılgınca alkışlayıp, bağırarak sokağa inip taksiye bindik. Gittiğimiz evde insanlar dikkatle Eurovision’u izliyor. Sıkıcı bir şarkı gelirse “Kınalı Kar” dizisini açıyorlar. Aynı saatte merakla beklenen Biri Bizi Gözetliyor’un finali de vardı. 2 – 3 dakika sonra yeniden Eurovision’a dönüyorlardı. Performanslar bittikten hemen sonra benim ısrarımla son hız taksiyle eve gittik. Oylamanın 3’te 1’i geçmiş ve tüm oylama heyecanla sürüyordu. Türkiye 10 ya da 12 aldığında balkonlardan alkış ve çığlık sesi geliyordu. Slovenya oylarının sunucusu “gidiyorum” dediğinde 4 bir ağızdan “hayıııır” diye kızdık. 10 puanını verdiği an hepimiz çığlık çığlığa birbirimize sarıldık. Penceremiz açık ve dışarıdan inanılmaz bağırış, uğultu ve silah sesleri gelmekteydi…  Sokağa çıktım. Bazı gençlerin bayraklarını alıp meydana gittiklerine şahit oldum. Milli maç gibiydi sanki. Denizli’de karasal yayın vardı ve en net çeken kanallar TRT, Kanal D ve İnter Show’du. Dizi ve BBG izlemek istemeyen halk tercihini Eurovision’dan yana kullanmıştı. O nedenledir ki milli maç havasına girildi tüm ülkede. Ertesi gün pazar günü minibüse binmek için caddeye çıktığımda Denizli Lisesi’nin yanında bulunan ve hala açık olan kasetçide ilk kez bir Eurovision şarkısı “Every Way That I Can” çalıyordu. İnsanlar gelip geçerken “albümü var mı” diye soruyordu. Tüm Çınar, Vilayet ve Bayramyeri’ndeki dükkanlarda Sertab çalıyordu. Bu şarkı neredeyse 7 ay boyunca çalındı. Zafer inanılmazdı. İnanılmaz hatırlar kaldı. Eurovision ruhuna tekrar ve en derinden aşık oldum. Şu yaşımda hala bu heyecana aşığım..

 
7) Türkiye sence Eurovision Şarkı Yarışması’nda hatalar yaptı mı?  Geri dönüş olmalı mı?

Türkiye en büyük hatasını Eurovision’dan çekilerek yaptı. Milyonlarca insanın izlediği yılda sadece 3 gün gösterilen bir festivalden kopuş herkesi etkiledi. EurovisionDream’in ilk çalışma grubu, avukatım ve canım arkadaşım Fatih Bulut sözcülüğünde Taksim’de protesto gösterisi yaptı çekilme kararının ertesinde. Onların her biri benim kahramanımdır. Çok ciddi bir cesaret örneği sergilediler 2013’te. Acilen dönülmeli ve TRT yöneticilerinin de bunu gönülden istediğini biliyorum ve duyuyorum. Sadece daha üstlerimizden bir onay gelmeli. Kaldığımız yerden yeniden daha güçlü başlamalıyız…

8) Size göre ülkemizi temsil etmesi gereken ses kim olmalı?

2010 – 2012 aralığında Hande Yener’in denemesini çok istemiştim. Ancak 8 yıl sonra baktığımda Hande Yener hem olgunluk hem de tecrübe olarak artık Eurovision’u denememeli. Maalesef geç kalındı ve bunda Hande Yener’in yaşadığı şirket transferleri ve karışıklıkların etkisi büyük. Hande’nin getirdiği yenilikçi cesur stil satış rakamlarına yansımadı ve Eurovision hayal olarak kaldı bence.

Şu an ise İzmirli çok genç bir müzisyeni, Ezgi Alaş’ı görmek çok isterim. Bir gün mutlaka onu Eurovision sahnesinde izlemek istiyorum. Çok acayip bir jazz vokal ve dünya çapında iş yapıyor… (San Marino’ya duyurulur ;D )

9) Youtuber ve vokal koç Emre Yücelen’in ekibinde olduğunuzu biliyoruz. Nasıl tanıştınız ve bir araya geldiniz? Nasıl gidiyor?

Emre hocanın 2017’den beri devamlı takipçisiydim. İlk yaptırdığım analiz “Eurovision 2012 Rona Nishliu – Suus” analizidir. Daha sonra çocukluk aşkım ve hala hayran olduğum büyük ses “Rachelle Ferrell – I Can Explain” analizi geldi. Emre hocamızın yaptığı o analiz Türkiye’de patladı ve 1 milyon 500 bine doğru gidiyor. Dünya’da en çok izlenen Jazz temalı videolardan biri oldu ve ülkemiz Rachelle ile tanıştı. NTV ve Beşiktaş Radyosu’nda Rachelle Ferrell’in “I Can Explain” şarkısı çalmaya başladı. Bu süreçte Emre hoca “100. canlı yayın şerefine verdiği  yemeğe” beni “en çok izlenen ses analizini yollayan kişi” sıfatı ile davet etti. Orada ilk kez karşılaştık. O gün muazzam bir ortam oluştu. O masada olan genç müzisyen Elif Nur Turan artık çalışma arkadaşım. O masada konuk olan sanatçı Kadir Bayram ile kanalda içerikler çekildi. O masanın oluşturduğu sinerji bizi daha çok yakınlaştırdı. Kanalın takipçi izleyicisinden; kanalın katkı sunan, kanal için çalışan bireylere evrildik. İyi bir sinerji oldu.

Çok objektif bir yorum yapacağım. Tanımamış ve çalışmamış gibi: “Emre hoca bu ülkenin müzik tarihine adını altın harflerle yazdırmış en önemli figürlerden biridir. Hakkari’deki Dengbej dinleyen çocuktan; İstanbul’daki Arabesk-rap severe, Artvin’deki türkücüden, Bodrum’daki sokak şarkıcısına kadar milyonlarca insanın kalbine ve müziğine dokunmuştur. Şu ana kadar Türk müzik tarihinde, müzisyenler ve müzik dinleticilerine bu kadar katkı sunmuş biri geldiğini hatırlamıyorum.

Kanalın moderatörü olarak bakışımda ise Emre hocanın en büyük başarısı iyi bir ekip lideri. Kanalda şu an onlarca ter döken insan var. Sadece çevirmen kadrosunda farklı farklı ülkelerden insanlar var. Emre hoca hem kanal için hem ekibi için elinden geleni yapıyor. Başka bir Youtuber bu kadar inisiyatif alıp, özel yaşamından tavizler verip, bu kadar büyük cesaret göstermezdi.  Ekip için iyi bir sinerji yakalandı. Aynı hedef için saatlerce eğleniyoruz, ağır kavga da ediyoruz ama mutlaka o hedefe hep birlikte yürüyoruz. İşlerimize imza atarken koyu ve sağlam kalemlerimizle tam atıyoruz ;)…

Mutasyonel Falsetto – Püperfoni (ergenlik döneminde ortaya çıkan, tedavi edilmediği takdirde ileri yaşlara kadar devam edebilen, ses perdesinin anormal düzeyde olması, perde kırılmaları ve tek perdeden konuşma ile karakterize edilen bir ses bozukluğu) hastalığımı Emre hocanın beni gönderdiği İlter hocam sayesinde atlattım. Emre hocaya en büyük minnettarlığımdır. Şimdi bu hastalıkla savaşanlara ilk İlter Denizoğlu hocama gidin, ikinci olarak mutlaka ses terapilerinizde Emre hocamı izleyin diyorum. Başarılı olmak için mutlak şart bence bu 2 büyük isim.

10) Haftada 3 gün canlı yayında sizi arka ses olarak görüyoruz. Kamera önünde de olacak mısınız?

Emre hocamın Pazar 14.00 Youtube yayınları, Salı – Perşembe 22.30 Twitch yayınlarındaki vazifem izleyici ve Emre hoca arasındaki iletişimi sağlamak ve yayının sağlıklı yürümesi için katkı sunmak. Ekran önü insanı değilim ama kanaldaki gezi vloglarında ekran önündeyim zaten. Ankara, Kıbrıs, Konya, Erzurum, Sivas, Rize, Artvin ve Moskova Rusya vloglarında hep ben görüntüm ve sesimle varım. Orada kamera önünde iyi bir anlatıcı olmaya çabalıyorum. Bu konuda Türkiye’nin en büyük hikaye anlatıcısı, ESC 2000 temsilcimiz Pınar Ayhan’ı örnek alıyorum. En büyük ekran önü kahramanımdır. Keşke onun kadar güzel anlatabilsem gezi vloglarında ve yayınlarda. Dehşet fanıyım…

11) Emre Yücelen ile projeler neler?

Emre Yücelen Şan Dersi, Emre Yücelen Twitch kanalı harika canlı yayınlarla devam ediyor. Emre Yücelen Kafe kanalında da muazzam içerikler var. Emre Yücelen Doğa Sesleri ve Akustik Kayıt projeleri de fevkalade iyi gidiyor. Takip etmenizi öneriyoruz.

12) MüziktenHaberler.com sitesinde editör olduğunuzu ve röportajlar yaptığınızı biliyoruz. O serüven nasıl başladı?

Önemli Radyo PR Danışmanı ve Sosyal Medya Ajansı “Voice”un sahibi, başarılı sanatçı menajerlerimizden Şehnaz Gül’ün nazik daveti ile oldu. Müzikten Haberler devam eden ve kitlesi olan bir siteydi zaten. Benim editoryal katkım bir tık daha magazin dünyasına kapı açmak oldu. Röportajlarda kendi merak ettiklerimi sormaya çabalıyorum. Röportaj, müzik magazin ve haber formatında yayın yapmaya 1 yıl 3 aydır devam ediyorum. Müzikten Haberler’in Youtube kanalı da var. Oraya da yeni içerikler ve yeni formatlar yakın zamanda gelecek. Patronum Şehnaz Hanım ileri analizleri ve müzik sektörüne bakış açısı ile işimi çok kolaylaştırıyor. Eğer müzisyenseniz veya sosyal mecrada yayıncılık işi yapacaksanız mutlaka Şehnaz Hanımla çalışın. Onunla çalışmak büyük bir zevk…

13) Müzik dünyamız ile söylemek istedikleriniz neler? Mesela son döneme damgasını vurmuş isimler kimler? 

Söz yazarlığı alanında Pop’ta Emir Can İğrek, Rap’te Sagopa Kajmer son dönemlerde muazzam işler çıkarıyorlar. Bestecilik alanında son dönem şarkılarımıza Azeri besteciler damga vurmuş durumda. Azeri Rap’i de öne çıkmaya başladı. Bizde Pop yerini Rap’e bıraktı ama Azerilerde Pop müzik üretimi devam ediyor. Sura İskenderli, Nahide Babaşlı ve Çinare Melikzade Türkiye’de şarkıları ve üretimleri ile damga vurmuş Azeri değerlerimiz. Azerin hanım da aynı şekilde. Ben pop müziğimizde Azeri damgasının daha da gelişeceğine eminim. Rap’te dünya çapında işler var ve ülkemiz Z kuşağı Rap ile yoğun bir münasebet içinde. Raple dalga geçilen ya da yerilen zamanı geride bıraktık ve biz de bu heyecana kapıldık. KPOP da ülkemizde yoğun rağbet görüyor. Bir Jazz sever olarak kanal sayesinde Ezgi Alaş, Zümrüt Şahin ve Feriha Vural’ı tanıdım. Jazzsever kitlesi ülkemizde yoğun olarak yok ama kısıtlı izleyicileri de bu isimleri takip etmeli. Özellikle “Ezgi Alaş” dünya çapında biri olacak. Bir de 8 yaşında 28 yaşında gibi müzik yapan dehşet şarkıcı “Asya Sokol” var. Mutlaka Asya’yı takip edin. 8 yaşında böyleyse 38 yaşında Los Angeles’ta ödül alabilecek bir kariyer şansı var…

14) Son söylemek istedikleriniz?

Yapmak istediklerinizden asla vazgeçmeyin. Ben vazgeçmedim, vazgeçtiğiklerime de bir zaman sonra geri döndüm. Aileniz ya da toplum baskısı altında yaşamayın. Müzik ve sanat ile içiçe olun.

Ben bir tanınan yüz değilim ama bu röportajı kabul ettim. Sürç-ü lisan ettiysek affola. Teşekkürler bu röportaj için. Başarılarınızın devamını dilerim. Bizi takipte kalın…

RÖPORTAJ: ENES SAVAŞ ŞARDAĞ

 

 

Facebook Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

WP2Social Auto Publish Powered By : XYZScripts.com